Aylak Düş Gücü


                                                          Non Omnis Moriar
                                                                            Horatius
Aylak Düş Gücü 
Kim bilir kimin eseriydi görkemli ana girişin tam karşısındaki duvarda, altın varaklı bir çerçeveyle asılı olan? Evvel zaman içinde, hasat vakitlerden bir hasat vakti; iki arkadaş oldukları rivayet edilir; duaların, tutkulu ilahilerin yankılarıyla kutsal hac yolunda, gelincik tarlalarından geçerek tapınağa doğru ilerlerlerken resmedilmişler.
Hikâye bu ya; iki arkadaştan biri bir an duralar. Resimde sepetlerine gelincik toplayan kızlardan birine takılıp kalır. Omuzlarına dökülen simsiyah parlak saçlarıyla dolunaylı bir ilkyaz gecesi kadar büyüleyicidir kız. Gözlerini alamaz bir türlü içine işleyen bu güzellikten. 
Üzerinde gezinen yalımlı bakışlarla tatlı tatlı ürperir kız. Gülümser. Sepetini oracığa bırakır. Kollarını açar, davetkâr. Ay güneşi söndürürken kız adamın elini tutar. Giderler. Günler geceler, geceler günler geçirirler birlikte.
Mısır taneleri büyür.
Yabani çilekler çiçek açar.
İnekler doğurur.
Kelebekler kozalarından çıkar.
Düğünler dernekler kurulur.
Ekinler biçilir.
Ölüler uğurlanır.
Kırlangıçlar göğün mavisine  geniş yaylar çizerek uzak ülkelere uçarlar.
Kaç gündoğumu kaç günbatımı gelip geçmiştir böyle, sayılamamıştır.
Nihayet günün birinde, delişmen bir rüzgârla gerçek zamanın kıyılarına savrulurlar. Yeniden resmin içinde, onun bir parçası olurlar.
Dolunaylı bir ilkyaz gecesini andıran kız sepetiyle gelinciklerin arasında; adam kutsal hac yolunda... Ve yeniden bir hasat vaktinin ışıkları titreşir yüzlerinde.
Bir resmin karşısında, zamanı adeta kateden, yürürayak dalınmış bir gündüz düşünün tuhaf mı tuhaf hikâyesidir bu.
Lakin şu asla bilinmez: Her kim bu resmi görmüş, bu resme dalıp gitmişse hepsi de aylak bir düş gücü ile kendini tuhaf bir hikâyenin içinde bulmuş mudur?
Galeano’ ya derin hayranlığımla