Ekim Günlerinde Çapraz Sorgulamalar


*... çünkü bazen sözcüklerim ile söylemek istediğim şey arasındaki yolun uzaklığına şaşırıyorum. 
*Hayatı yaşamak fakat kendi hayatının içinde yaşayamamak. Kendi ölümüyle bile ölememek. Ne hazin! Üstünde kayıtsızca düşünülen, hatta düşünülmeyen sıradan nesnelere dönüşüyor kendi içinde yaşanamamış hayatlar. 
*Dünyanın tümü delirmişken, aklı başında bir avuç insan. Ya da tam tersi, delirmiş bir avuç insan ile aklı başında bir dünya. Neredeyse çözümsüz bir denklem.
*İki gece önceydi, harika bir film izledim. Nobel ödüllü bir yazar yıllardan sonra ülkesi Arjantin’e, çocukluğunu yaşadığı kasabaya (Salas) geliyor. Birikmiş özlemler, umutlar, öte yanda düş kırıklıkları. İçli bir hikâye. Ve ben Borges’i ne çok andım Belgrano caddesiyle.
*Bir yerlerde çıkmıştı karşıma: Tiki, ilk insanı yarattığı söylenen Polinezya ve Maori tanrısıymış. Böylelikle, ata, öncül; insan suretinde yapılmış ahşap ya da taş putlara da Tiki dendiğini öğrenmiş oldum ama o esnada engel olamadığım alaycı bir gülümseme geçti yüzümden; Polinezyalıların tanrısı, isminin gençlerimizin sokak dilinde tuhaf bir anlamda (marka meraklısı züppe) kullanıldığını bilse gazaba gelirdi diye düşünmekten kendimi alamadım.
*Ne bileyim, yolculuk, ama gerçekten upuzun bir yolculuğa çıkmak istiyorum. Hiç ayak basmadığım topraklara, yabancı ufuklarda bambaşka tan ağartılarına uyanmaya, gün batımlarının bilmediğim renkleriyle boyanmaya, tenime daha önce hiç dokunmamış bir iklime, başka başka insanların ve yerlerin şiirine doğru bir kaçış işte. Heyecanlı, meraklı, öğrenmeye hazır küçük bir kız gibi.
*Başkalarının Acısına Bakmak ve José Marti'yi alacağım yanıma giderken. Bir de Küba devrimi üzerine birkaç kitap.
Kim bilir belki okuduktan sonra bir önsöz yazmayı denerim Başkalarının Acısına Bakmak kitabı için.
*Havalar oldukça serinledi ama petunyalar hâlâ açıyor.
*Sesi iyice kısıyorum. Ne top, ne bomba, ne çığlık. Gözlerine bakıyorum sadece. Korkunun, acının vurgusu var bakışlarda. Tıpkı sessiz sinema gibi, vurgu gözlerde.
Bakışlar, acı çiçekler.
*Aklıma eski oyuncaklarım geliyor zaman zaman. En çok da sallayınca kar yağan cam küremin içindeki masum dünyanın kışını özlüyorum.