Oysa Güz Gülebilirdi


Oysa Güz Gülebilirdi Dünyamıza!
Sanmam ki, işleri bittiğinde, çilek pembesi günbatımlarına gülümseyen tek bir kum zambağı ayakta kalsın.
Homeros'un, Troya Savaşını anlattığı, en eski destan olduğu düşünülen epik şiiri İlyada’nın son bölümlerinden birinde, katil ruhlu Akhilleus, arkadaşı Patroklos'un katili Hektor'un peşinden koşar. İkisi de askerdir, ikisinin de elleri kanlıdır, ikisinin de öldürülmüş sevdikleri vardır, ikisi de davalarının adil ve haklı olduğuna inanır. Biri Yunanlıdır, biri Truvalı, ama böyle bir anda neye, nereye bağlı olduklarının ne önemi olabilir ki? Birbirlerini öldürmeye kararlıdırlar. Koşarak şehrin surlarının yanından geçerler. Skamender nehrinin iki kaynağını geçerler. İşte tam bu sırada Homeros savaşı tasvir etmeye ara verir ve şunları yazar şiirinde:
“Skamendros’un iki kaynağı fışkırır orada,
...
Yunaklar vardır bu pınarların yakınında,
Geniş, güzel, taştan yunaklar,
Troyalıların karıları, güzel kızları bir zamanlar 
Parlak rubalarını yıkarlardı bu yunakların içinde 
Barış günlerinde, Akha oğulları gelmeden önce 
...
Bu pınarın önünden geçtiler koşa koşa.”
Pınarların önünden hâlâ koşarak geçiyorlar mı?.. Bir hercai menekşe yaprağını çay fincanımın içine atıyorum, penceremden şehrin uzak kıyılarını dalgın seyrederken mırıldanıyorum:
Sanmam ki, işleri bittiğinde, çilek pembesi günbatımlarına gülümseyen tek bir kum zambağı ayakta kalsın.